Şimdi ise bütün gözler Genel Kurmay’da. Yaşar Büyükanıt Paşa Genelkurmay Başkanı. Kara Kuvvetlerinin en güzide birlikleri doğuda ve sınırda. Nerdeyse son bir yıldır Türk milleti önemli bir bekleyiş içinde. Askeri harekâtlar ne olacak? Şehit vermeyecek miyiz artık? Terör bitecek mi? Genel Kurmay Başkanımız 12 Nisan’da bir şeyler anlatmaya çalıştı Tayyip hükümetine ama anlamak istemediler. 27 Nisan’da bıçak kemiğe dayandı artık, dedi, gene anlamak istemediler. Bunun üzerine Türk milletine çağrı yaptı; ‘’ulusun bağımsızlığını gene ulusun azim ve kararlılığı kurtaracaktır’’, dedi. Biz anladık ama onlar gene anlamadı. Anlamak istemiyorlar bizi çünkü işlerine gelmiyor. Türk ulusu tepkili artık, Türk ulusu öfkeli. Cumhuriyet mitingleri bu öfkeyi haykırdı anlamak istemeyenlere. Bu burada bitmeyecek inanın, devam edecek hem de artarak. Çünkü şehidi veren biz, şehit olan biz, elbet bu hesabı da biz soracağız.
Bir yıl öncesinde de anlatmaya çalıştım size bunları, ama sesimi duyuramadım . Şimdi açık açık tekrarlıyorum sizlere; terör bir oyun oldu artık, terörist ise oyuncak. Terör bir rant kapısı oldu artık, tüm kaçakçılık kontrollerinde. Terör bir mafya oldu artık; doğudan da, batıdan da haraç alıyorlar, garip gurbetçimizin ekmek parasını alıyorlar. Dolarların milyarlarcası havada uçuşuyor, kime düştüğü belli değil! Bu oyunu oynayanlar sahnede, göz önünde. Artık saklanmak gereği bile duymuyorlar. Demokratik düzen içinde bir siyasi parti kongresinde İstiklal Marşı söylememek, ne demek! Bu devlete kafa tutmaktır. Şehitlerimize saygı duruşunda bulunmamak, ne demek! Bu şehitleri tanımazdan gelmektir. İhanetin böylesini tarih yazmadı hiç! Nefes aldığı, su içtiği, ekmek yediği toprağa böylesine ihanet edeni tarih görmedi hiç! Şehit kanıyla oyun oynanır mı hiç?
Gelin en iyisi karşılıklı konuşalım, birlikte düşünelim ve şu terörle mücadelemize bir çare bulalım, yeter artık bunca şehit kanı canım Anadolu’ya. Siz terörle mücadelenin yalnız ve yalnız ordumuzun işi mi olduğunu düşünüyorsunuz?
Daha önce ordunun işiydi ama.
Doğru. Yıllarca üç beş çapulcu lafıyla oyaladılar bizi. 90’lı yıllara geldiğimizde hiç ummadığımız sayıda ve güçte bir terör örgütü ile karşı karşıya geldik. Silahlı kuvvetlerimiz mücadeleyi üstlenmek zorundaydı zira ancak onun gücüyle bu ihanet yok edebilirdi. Bu, bizi yönetenlerin de işine geldi ve mücadeleyi Silahlı Kuvvetlerimize bıraktılar. Bıraktılar ama inanın her türlü desteği de verdiler, yöneticilerimiz askerini yalnız bırakmadı hiç. Sonra kararlılık vardı; terörü de teröristi de yok etmek için hepimiz kararlıydık. Şimdi öyle mi?
Şimdi değişen ne ki?
Şimdi değişen tek bir şey var, o da bizi yönetenler yani seçilmişler yani hükümet. Bizi yönetenlerin terörle mücadele etmek gibi bir niyetleri yok. Mücadele topyekûn olur. Mücadele bir plan ve programla olur. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Terörle Mücadele Üst Kurulu’nun Başkanı. Çıksın, söylesin bize, terörü yok etmek için ne karar almış bugüne kadar. Terörle mücadelemiz sürecektir, gibisinden gayri samimi demeçlerle mücadele olur mu hiç! Şimdi diyorlar ki; yasa çıkardık size, alın mücadele edin! Böyle yasa mı olur; polisin jandarmanın ele geçirdiği bir teröristin evini arama yetkisi bile yok! Çıkardıkları yasaların AB’de bile örneği yok. Yetkisiz polis jandarma ne yapsın? Silahlı Kuvvetler açıklama üstüne açıklama yapıyor, diyor, teröristin kökü kazınacak, diyor ama hükümetin aldırdığı yok. Sınır ötesi harekat yapılmalı, teröristlere darbe vurulmalı, diyor ama kimsenin aldırdığı yok. Kahraman ordumuza bile bırakmıyorlar mücadeleyi, engellemeye çalışıyorlar, destek vermiyorlar, yalnız bırakıyorlar. Şu düştüğümüz hallere bir bakın; Barzani kafa tutar, DTP kafa tutar, PKK’nın belediye başkanları kafa tutar, kimseden ses çıktığı yok. Bu Tayyip bizim başbakanımız mı, bu Abdullah Gül bizim bakanımız mı, inanın bu sorulara kendi kendime cevap arar oldum.