Bir hikayesi var bende bu olayın, size anlatayım. 1996 yılında Paris’e askeri ataşe yardımcısı olarak görevlendirildim. Bundan istifade ile, uzun yıllardır devam eden adli kolluk tartışmalarını değerlendirebilmek amacıyla, Avrupa’daki kolluk örgütlenmesini ve yetkilerini inceledim. Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu’nu tercüme ettim. Amacım ülkeme az da olsa bir hizmet edebilmekti. Bakın görün ne oldu sonunda :
‘’Avrupa’dan döndük, döndük de kurtulduk mu sanırsınız. Daha beter düştük AB’nin içine. Yıl olmuş artık 2006. Tek konuştuğumuz AB! Anlamadım ki ne varsa şu AB’de! Aldık ya hızımızı, başladık her gün bir yasa çıkarmaya, bununla kalsak iyi, her gün de bir yasa değiştirmeye. Milli servetimiz özelleştirme adı altında satılıyor; kim alıyor, niye alıyor, bilmiyoruz. Kim takip edecek bunu? İyi mi, kötü mü? Ülkemizin menfaati var mı yok mu? Halkımızın refahı için mi her yapılan? Mutlaka takip edenler vardır, araştıran inceleyenler, bu ülke sahipsiz değil ya! Velhasıl, gerçekten neyin ne olduğunu bilmemiz zor bu güzel ülkemizde, her denen doğru olsa da olmasa da.
Baktım olmayacak, başladım incelemeye, şu meşhur Ceza Muhakemesi Kanunu’nu! AB’ye uyum diye çıkardılar ya, merak ettim nedir bu uyum, diye? Kime uyum nasıl uyum?
Hani şu alelacele çıkarılan, polis ve jandarmayı, daha doğrusu günlük yaşantımızı doğrudan etkileyen bir yasa var ya, işte o bahsettiğim. Hani çıkarılıp da altı ay sonra yürürlüğe girecek dedikleri, hani şu adli kolluğu kurduk dedikleri yasa bu. Hani şu, çıkarılan yasa daha yürürlüğe girmeden, her nedense bilmem 4442 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Yasası’nı iptal ettikleri ve bir de Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu’nu kaldırdıkları mesele bu işte. Özelliği neydi iptal ettikleri yasaların? Birincisi, özel soruşturma usulü getirmişti özel suçlara ve dolayısıyla özel yetkiler veriyordu polis ve jandarmaya. İkincisi de, işlenen suçun failleri hak ettikleri cezayı bir an önce bulsun ve kamu vicdanı rahat etsin diye polis ve jandarmanın yetkilerini en seri şekilde kullanmasını sağlıyordu.
Dedim kendime, bu iki yasayı iptal ettiklerine göre, herhalde daha etkili bir yasa çıkacak ki kamu güvenliği sağlansın ve uyum olsun AB’ye. Baktım ki nerde, olan yetkileri de alınmış polisin jandarmanın, ortalık suçluya kalmış!
Neymiş efendim, işkence varmış, bu yetkilerini alırsak işkence kalkarmış! Döndük gene başa; saldırı oluyor, karakolu kapat ki olmasın! Yola mayın döşeniyor, yoldan geçme ki mayın patlamasın! Poliste işkence var, yetkisini al ki işkence olmasın!
Nasıl bir mantıktır bu? Nasıl bir anlayıştır, inanın evlere şenlik! İnsan hakları bir eğitim işidir, kanun işi değil. Önce insanımıza öğretmeliyiz, insanı sevmeyi, sonra insana hizmet etmeyi ve de insanın değerini bilmeyi. İnsan haklarının korunması da bir eğitim işidir. Yetiştirirsin personeli ta ilkokuldan beri. Eğitirsin, bir kavram oluşturursun beyninde insan hakkı diye. Sorunu böyle çözersin, yoksa yetki almak ya da vermekle değil. Bir de şu var; bu yasayı çıkaranlar acaba gerçekten insan hakkı diye mi çıkardılar? AB’ye uyum diye mi? Yoksa onların bildiği bir şey var da biz mi bilmiyoruz?  İnsan hakkı ile ilgili olmadığı kesin. Böyle anlayış olmaz. Gelelim AB’ye ve de uyuma. Bakalım öyle mi, bir görelim.

Hesaplaşma, anı, Erdal Sarızeybek, Pozitif yayıncılık.

<<Geri - İleri>>