Bir köye girdiğinde, bir kadını buluyor konuşmak için. Kimseye söyleyemediği derdini onlara rahatça anlatabiliyor. Hatırlar mısınız, Konur’da size bir terörist kadının bir hikayesini anlatmıştım :
‘’Bir gün benim vadidekilerle bölgeyi geziyoruz. Geleli belki bir hafta olmuş ya da olmamış, o dağ senin bu dağ benim gezip duruyoruz vakit geçirmek için. Hava temiz, güneş bol, etraf yemyeşil. Bir dağ başında koyu bir sohbete daldık korucularla çayımızı içerek. Biri dedi ki:“Komutanım. Bizim hanım Mehendi Deresinin oralarda koyun otlatırken bir bayan terörist görmüş. Yanaşmış ona ve konuşmaya başlamışlar. Bayan hamile miymiş neymiş. Birkaç gün görüşmeleri devam etmiş. Çok korkuyormuş bu bayan. Zira örgüt içinde hamile kalanları öldürüyorlarmış. Aradan biraz zaman geçmiş, bayan terörist artık görülmez olmuş. Benim hanım dedi ki, mutlaka bunu öldürmüşlerdir.”
Korucunun anlattığı hikaye dokunmuştu bana, üzüldüm. Teröristliğin de bir raconu olmalıydı, diye düşündüm. Çünkü bu olamazdı, insana yakışmazdı; ilişki kur, hamile kalmazsa iyi, kalırsa öldür. Bilmiyorum ki hayvan türlerinde bile böylesine bir anlayış olabilir miydi?’’
Dağdakilerin kadın olanı öldürüyordu kadınlığına rağmen, acımasızca öldürüyordu. Bilmem ki, öldürürken, ‘’bu da bir insan, Allah’ın yarattığı bir can’’ diyor muydu? Korktuklarından eminim; bir çatışmada ölmekten, yaralandıklarında terk edilmekten ya da “heval” dedikleri yoldaşları tarafından öldürülmekten. Öldürdüklerini kestiklerini de gördüm ama anlatmak istemiyorum bunu zira hayali bile zor, acı geliyor bana, dayanamıyorum. Ne biçim bir ruh halidir bu? İntikam deseniz, değil. Nefret deseniz, değil. Çok vahşi, çok ilkel bir öç alma duygusu bu. Aslında duygu da değil, hayvanlara özgü bir güdü, bir refleks.
Bazen düşünüyorsunuz, bunlar “kadın” diyorsunuz, belki “bir ince ruh” vardır kenarda köşede diyorsunuz. Gözleriniz “saklı kalmış bir insani duygu’’ arıyor ama yok! Boşuna aramayın, yok! Olur belki demeyin, yok! Olmasına da zaten imkân yok! Saymayın yüreği hain, bakışı hain, aklı hain olanları, küçük yaşta kandırılıp kaçırılıp dağa çıkarıldıktan sonra, ana sevgisi yok, şefkat yok, merhamet yok olduktan sonra, eğitim yok, öğretmen yok, bilgi yok olduktan sonra, kalır mı hiç insan da insanlık! Asıl hesabı onları bu hale getirenlere sormalı ama biz hala soramadık! Bakın Abdullah Öcalan ne diyor, dağdakilerin kadın olanı için : ‘’Kızlar karşıma çıkıyor, en değme artistin ulaşamayacağı kadar ulaşıyorum. Kürtlük adına namussuzluktan başka ne var?’’
Dağdakilerin kadını ile erkeği arasında bir fark yok, aynı; duygusuz, kapkara, düşüncesiz, bomboş. Bakmayın Marks, Lenin falan, demiştim size, onlar anlamaz. İnanın onlar neyi anlayıp neyi anlamadıklarını da bilmez. Acıma yok, merhamet yok, hep hainlik, hep kalleşlik! Verin eline bıçağı, beni sizi gözünü kırpmadan kessin, doğrasın, gözümüzü oysun. Bir varlık bunlar, hem de canlı bir varlık ama simsiyah!
Binbaşı Ersever’i tanıyorum yıllar öncesinden, yürekten mücadele etti PKK ile. Varlığı korkusuzca ortaya koydu ve bir çok operasyona katıldı, bir çok teröristin ifadesini aldı. Irak’taki PKK varlığını her yönüyle deşifre etti, Barzani ve Talabani’nin kirli oyunlarını ortaya çıkardı. Size anlatmaya çalıştığım dağdakileri en iyi tanıyan ve anlayanlardan biri de belki O’ydu. Bizi yönetenler dağdakiler için sivrisinek, doğudaki halkımız için bataklık tabirini kullandılar uzunca bir süre. Ama kimse ne sivrisineği anladı ne de bataklığı. Ersever ise bu sivrisinekleri tanıyordu çünkü bataklık dedikleri halkımız içinde uzun yıllar kalmıştı bizim gibi. Apo’nun onlar için ne düşündüğünü de iyi biliyordu. Bakın o nasıl anlatıyor dağdakileri :
‘’1992 yılı başlarından itibaren Botan-Behdinan ‘’kurtarılmış bölgesine’’ çok sayıda yeni eleman aktarıldı. Öyle ki, Türkiye’nin dört bir yanında oluşturulmuş olan eleman temin etme ve toplama merkezleri, ağlarına düşürdükleri gençleri hızla ve çok rahat bir biçimde, turistik geziye gönderir gibi dağlara gönderiyordu. Böylece Apo’nun elinde harcamakla bitiremeyeceği kadar çok sayıda genç insan birikiyordu.