Biz gene dönelim kara kuru, ufak kemikli dağdakilere. Onları anlamak, ne menem şey olduklarını bilmek, ne düşündüklerini öğrenmek için çok sıkıntı çektik biz. Dedim ya günlerce, haftalarca, dağlarda keçi patikalarında yürüdük. Sonunda anladık ki; bu dağdakilerin muhakeme, irdeleme, değerlendirme, düşünme, tehlikeyi sezip ön alma gibi taktiği taktik yapan kavramları bildikleri yok! Bu şu demek: Bu dağdakilerin beynine ufak bir mikroçip yerleştir, basit programları yükle, uzaktan kumanda ile yönet, demek.
Basit olan bu program nedir?
Şu: Üç adım ileri beş adım geri. Sağdan üç roket, soldan mevziye gir. İki el bombası at. Sonra tetiği çek ve öldür! Gördüğün, bulduğun ne varsa öldür! 
Bunlar robot, duygusuz, hain, kalleş bir robot. Bunlar makine, ölmek ve öldürmek üzerine programlanmış. Başka karmaşık şeyler aramayın. Sakın, “bunlar ne biçim terörist, onca asker baş edemiyor bunlarla’’ demeyin. “Niye bu kadar şehit veriyoruz, bunların gücü ne kadar çok ’’ demeyin. Hainlik parayla mı? Geceden yola mayını gizle, askeri araç geçerken patlat, beş şehit! Bu onların güçlü olduğunu mu gösterir? Gir köye, masum kız, kadın, genç, yaşlı demeden kurşuna diz! Bu onları güçlü mü kılar? Ya da Bingöl karayolunda yaptıkları gibi, indir otuz üç silahsız askeri, yanında iki öğretmen iki sivili, kurşuna diz! Bu güç mü? Bu insanlık değil! Bunalr robot, duygusuz, hain, kalleş bir robot!
Siyasilerimizin, ‘’dağdan insin, ovada siyaset yapsın’’, dedikleri bunlar işte. Ne dersiniz? Bunlar siyaset yapabilir mi sizce?
Şimdi gelelim bunların yerdekilerine. Yerdekilerin bir karargah takımı vardır, bir de yönetenleri yani liderleri, örgütün üst düzey kadroları ama bunlar biraz farklıdır dağdakilerden.
–          Senin adın ne?
–          İskender.
Güngörmüş birine benziyordu, okumuş, belli ki küçükken iyi beslenmiş.
-           Nasıl katıldın bu örgüte?
-           Biz devletimizi kuracağız.  Ben Diyarbakır bölge sorumlusuyum.
Bunun gibilere daha önce de rastlamıştım Töreli Vadisinde, anlatmıştım size:
– Zinar konuşan Kartal. Söz veriyorum, size bir şey olmayacak, teslim olun!
O zamanlar moda, teslim olan teröristler anlatıyor; aman askere teslim olmayın, öldürürler sizi, diye propaganda yapıyorlar. Amaç kimse kaçmasın, teslim olmasın. Bunlar bizi bilmez ki, biz kime el kaldırmışız aman dileyen! Ben konuşmaya devam ettim. Muhabbetimiz bir saat kadar sürdü. Sonunda, dayanamadı terörist:
– Atatürk adına söz veriyor musun?
Ben şaşırdım. Terörist Atatürk’ü tanıyordu. Bir yandan da gururlandım, belli etmeden. Durur muyum hiç:
– Söz veriyorum! Atatürk adına söz! Kimseye bir şey olmayacak.
Sessizlik ve sonra:
– O zaman Atatürk devrimleri adına da söz ver, dedi.
İnanın daha çok şaşırdım. Bu can pazarında, Allah’la baş başa iken, aklına Atatürk gelmesi ve aman dilemesi! Soruyorsunuz şimdi; bu terörist bizim Atatürk’ü nerden bilir, devrimleri nerden, diye? Ama biliyormuş!  İnanamadınız değil mi? İnanın, bu olayın tanıkları hayatta hâlâ. Aslında düşünmek lazım bunu, incelemek lazım. Anladığım, baş sıkışmadıkça, Atatürk akla gelmiyor bizim ülkede! Ben söz verdim Atatürk adına, Atatürk Devrimleri adına ve iki terörist geldi teslim oldu, silahlarıyla birlikte.

Hesaplaşma, Töreli Vadisi, anı, Erdal Sarızeybek, Pozitif yayıncılık.

<<Geri - İleri>>